FİP – Feline Enfeksiyoz Peritonit

En baştan yazayım, hastalığın doğru ismi FİP fakat neden bilmem çoğu kişi FİB olarak yazmakta.

FIP, korona virüs enfeksiyonu ile şekillenen immun yanıt sonucu oluşan bir hastalıktır. FCoV; Koronaviridae familyasına ait zarflı bir RNA virüsüdür ve kedilerde bulunması yaygındır. Koronavirüs spesifik antikorlar evde beslenen kedilerin %50’sinde halihazırda bulunmaktadır. Her yaş kedide görülmekle beraber 2 yaş altı ve 13 yaş üstü kediler daha fazla risk altındadır. Genetik faktörler de hastalığın oluşumunda etkin bir role sahiptir.İran,Birman,Scottish Fold gibi ırklar FIP’e diğerlerinden daha fazla yakalanırlar.

Prevalansı Dünya çapında evcil ve vahşi kediler arasında benzerdir. Felin koronavirüsü serotiplerine göre 1 ve 2 olarak ikiye ayrılır. Bu ayrılmada kanin koronavirüs ile antijenik ilişkisi etkilidir. FCoV ABD ve Avrupa’da %70-95 oranında serotip 1 dir. Bunun dışında Japonya’da serotip 2 predominanttır. Bunun yanında her iki serotip de FIP’e neden olur ve klinik olarak birbirinden ayrılmayacak semptomları vardır.

FIP sporadik bir hastalıktır, Patogenezisi hakkında iki hipotez vardır;

  1. İnternal mutasyon teorisi: Avirülent FCoV ile enfekte kedilerin enterositlerinde replike olurken oluşan mutasyon farklı bir fenotipe neden olur ve bu fenotip makrofajlarda replikasyon yeteneği kazanır. Bu teori tüm dünyada kabul görmüştür.
  2. FIP virülent ve avirülent türleri zaten ortamda dolaşmaktadır, eğer kedi fazla miktarda patojenik türü alırsa FIP gelişir. Fakat bunu doğrulayan çalışma bulamadım.

FIP viral antijenin, antiviral antikorların ve komplement sistemin olduğu kompleks bir hastalıktır. Haftalarca gelişen makrofaj invazyonu ve replikasyonu sonucu virionlar sekum, kolon, intestinal lenf nodüllerinde, dalakta ve karaciğerde, makrofajların dağılımı sonucu bulunur.

Semptom ve Patoloji

Kedilerin immun yanıtına ve immun sisteminin durumuna bağlı olarak enfeksiyon ile klinik belirtilerin görülmesi arasında birkaç haftadan iki yıla kadar değişken bir süre vardır. En belirgin semptom ise antibiyotiğe rağmen düşmeyen ateş, dalgalı ateş, halsizliktir. Antibiyotiğe rağmen ateşin düşmemesi, ateşin kaynağının viral olduğunu gösterir. Antibiyotikler primer olarak viral enfeksiyonlardan oluşan ateşe etkisizdir çünkü antibiyotikler virüslere etki etmezler. Gripte artık antibiyotik kullanılmamasının nedeni de budur, grip viral bir enfeksiyondur. Önceden gripte antibiyotik kullanılmasının nedeni ise sekonder bakteriyel enfeksiyonlara karşı bir önlem almaktı. Fakat günümüzde gelişen antibiyotik direncinin, geliştirilen antibiyotiklerden daha hızlı olması nedeniyle viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımına, gereksiz antibiyotik direnci oluşturması nedeniyle sınır getirilmiştir ve tüm hekimlerce kabul edilmiştir.

Klinik bulgular ve patolojik bulgular vaskülitin bir sonucudur ve daha az sıklıkla, onları besleyen kan damarlarındaki hasardan kaynaklanan organ yetmezliğidir.

FIP’in üç temel formu vardır: Eksüdatif olan ıslak form, noneksüdatif yani granülamatoz kuru form ve karışık form. Unutmamak gerekir ki eksüdatif form noneksüdatif forma, noneksüdatif form da eksüdatif forma dönüşebilir.

Yaş formu yani eksüdatif form, effuzyonla birlikte fibrinöz perotonitis, pleuritis ve perikarditis ile karakterizedir.

İkinci formu olan kuru formu ise yaş formdaki organların granülamatöz değişikliği ile karakterizedir. Burda effüzyon, eksüdasyon görülmez. Bunun yanında gözlerde ve merkezi sinir sisteminde de granülamatöz değişikliklere rastlanabilir. Retinada oluşan değişiklikler bu formda uzman bir veteriner göz hekimi tarafından detaylı muayenede rahatlıkla teşhis edilebilir.

Genel olarak klinik bulgular arasında depresyon yaygındır. İştah ise değişkendir, diagnoz açısından önemi yoktur. Bazı kedilerde iştah normal hatta artmış bile olabilir, bazıları ise anorektik olabilir. Ateş, kilo kaybı ve ikterus (sarılık). görülebilir. Peritonit, vaskulit ve mss lezyonları nedeniyle arka bacaklarda hareket anomalileri görülebilir. Fakat genel durumu iyi olan bir kedide aniden ortaya çıkan arka bacaklardaki hareket anomalileri öncelik olarak FIP’e yorulmamalıdır. Ensefalit, medulla spinalis’i (omur ilik) etkileyen primer veya sekonder lezyonlar da bu semptoma neden olabilir.

Asitesi olan kedilerde abdominal şişkinlik yaygındır ve palpasyonla fluktasyon hissedilebilir. Flutasyon hissediliyorsa punksiyon yapılıp rivalta deneyi yapılması teşhise bir adım daha yaklaştırır. Fluktasyon, ele gelen kitleler ovariohisterektomi yapılmamış dişi kedilerde gebelik ile karıştırılmamalı, ultrason veya diğer radyografik görüntüleme teknikleri ile doğrulanmalıdır.

Rivalta deneyinde karın boşluğunda toplanan sıvının eksüdat (yangı) mı yoksa transudat mı olduğu anlaşılır. Transudat, genellikle fip olmadığını gösterir. Fipten başka karın boşluğunda sıvı birikimlerine, dolayısıyla transudat birikimine bakarsak;

  • Venöz durgunluk,
  • V. Cava Cranialisin pyogen trombozu,
  • Vena porta tıkanıklığı,
  • V. Porta’nın apse, tümör, portal lenf yumruları ile basınca maruz kalması,
  • Kronik karaciğer hastalıkları,
  • Kalp yetmezlikleri (Özellikle tricuspital kapak),
  • Hipoalbüminemi,
  • Böbrek fonksiyonlarının bozulması.

Abdominal kütle bazı vakalarda palpe edilebilir, omental ve viseral adezyonlar, büyümüş mezenterik lenf nodülleri hissedilebilir.

Torasik efüzyonlar disipne, tachypnea, ağız açık nefes almaya, siyanotik mukoz membranlara neden olabilir. Oskülyasyonda kalpte ses değişiklikleri (muffled hearth sounds) duyulabilir.

Tip2 yani kuru form gelişmiş ise semptomlar genellikle belirsizdir. Abdominal palpasyonda mezenterik lenf nodüllerinin büyümesi, böbreklerin palpasyonunda pütürlü yüz hissedilebilir. Bazı kedilerde ise abdominal tümörlere sadece şüphe ile bakılır ve tam teşhis ancak eksperimental laparatomide veya nekropside anlaşılır.

FIP enfekte kedilerde gözde lezyonlar görülebilir, en yaygını ise retinal değişiktir. Retinal muayenede değişiklikler FIP’den şüphelenmemize neden olmalıdır. Nörolojik semptomlar yaygındır: Ataksi, nystagmus ve nöbetler görülebilir. İnkoordinasyon, tremorler, davranış değişiklikleri görülür. 24 kedide yapılan bir çalışmada FIP enfekte kedilerin %75’inde hidrosefalus saptanmıştır. Bilgisayarlı tomografi bu semptomu yakalamak için yararlı olabilir.

Prognoz: Genellikle kötüdür fakat iyileşen hastalar görülmüştür.


Tanı: Efüzyon var ise rivalta deneyi yapılır. Sonuç negatifse başka sebepler aranmalıdır fakat pozitif ise Makrofajlardan antijen tespit edilmelidir. Bu da pozitif ise FİP tanısı konulabilir.

Efüzyon yok ama FİP şüphesi varsa antikor titresine bakılır. negatif- az ve orta derecede ise Rt-PCR yapılır. Bu formda tanı aşamaları oldukça karmaşık bir hastalık. Kesin teşhis rt-pcr ve deneysel laparotomi-histoloji ile yapılır.

Bulaşma: Koronavirüsün bulaşıcılığından söz edilebilir fakat dışarı ile teması olan neredeyse tüm kediler koronavirüs pozitiftir. Oluşan mutasyon da hasta olan kediye özel genetik yapıda olması sebebiyle FIP’in bir kediden diğerine bulaşmasından söz edilemez. Cornell Üniversitesinin tanısal algoritmasında da ilk olarak kedinin koronavirüs pozitif olup olmadığına bakılmamaktadır, tanısal açıdan bir değeri yoktur.

Tedavi: Tedavi protokolünü sadece veteriner hekimler görebilir Tedavide amaç virüsün makrofajlara girmesini önlemek, vaskülitisi önlemek, efüzyonları alarak hastayı rahatlatmak ve tercihen sekonder enfeksiyonlara karşı geniş spektrumlu antibiyotik kullanmaktır. Fip şüphesi ile yaklaşılıp tedavi olmuş kedilerde asıl problemin büyük ihtimalle fip kaynaklı olmadığı bilinmelidir.

Bu yazı tamamen bilgilendirme amaçlı, daha çok veteriner fakültesi öğrencilerine hitaben yazılmıştır. Hekim değil iseniz teşhis koymaya çalışmayın, hekiminize güvenin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.